Hanoi’de bu kez alışverişten çok şehrin geçmişine bakmak istedik. Arkadaşlarımla yine üç ayrı motosiklete binip buluştuk. Gün, savaşta kullanılan araçların arasında başladı; Hoa Lo’da insanlara ve yaşam koşullarına döndü. Sonunda ise şehrin gündelik hayatının içinden bir tren geçti.
Müzenin önünde arkadaşlarımı bekledim
Motosikletim daha hızlı gelmişti. Müzenin önünde arkadaşlarımı bekledikten sonra içeri geçtim. Tam bilet almaya yönelirken ücretsiz olduğu söylendi. O gün gezdiğim açık alan için ücret ödemeden girdim. Büyük bir anıt ve arkasında müze yapısı vardı; önce dışarıdaki araçları dolaşmaya başladım.
İlk gördüklerim tanklar, farklı mühimmatlar ve savaşta kullanılan ekipmanlardı. Bazı parçaların ne olduğunu hemen anlayamadım. Her nesnenin önünde ayrıntılı tabela olmadığı için, kimi yerde ancak şekline bakıp tahmin yürütebiliyordum. Bu tahminlerin hepsini kesin bilgi gibi almak istemiyorum; o an gördüğümü anlamaya çalışıyordum.
Savaşın kendisi kötü, ama geçmişte kullanılan bu araçları yakından görmek yine de dikkatimi çekti. Bir vitrindeki küçük modelin karşısında durmuyordum. Tam boy bir topun, tankın ya da uçak gövdesinin yanında insan, ölçüyü daha farklı hissediyor.
Tanklardan uçaklara: makinelerin ölçeği
Sovyet yapımı tankların ve uçaksavarların yanında durup ayrıntılara baktım. Bir uçaksavarda yükleme, nişan ve hareket için ayrı işler gerektiğini düşünüyordum. Elle çevrilen kollar ve mekanizmalar, aracı kullanmanın ne kadar emek istediğini gösteriyordu. Ekrandan ya da oyundan bildiğiniz bir şeye yakından bakınca, boyutu ve işleyişi başka türlü anlaşılabiliyor.
Uçaklar benim ilgimi daha fazla çekti. AN-26, MiG-17, C-130 ve F-5 gibi örnekleri dolaştım. Etiketlere bakıp modelleri okumaya çalıştım. C-130’la daha önce çalışma imkânım olduğu için, onun yanında kendi deneyimim de aklıma geldi. Sesinden söz ettim; uçak yalnızca bir müze nesnesi değil, bana tanıdık gelen bir araçtı.
UH-1 helikopteri ve farklı top sistemleri de vardı. Teknik ayrıntılara bakarken, o malzemelerin hangi şartlarda kullanılmış olduğunu düşünmeden geçmek zor. O gün ilgim makinelerin yapısına yönelse de, sergilendikleri yerin savaşın izlerini taşıdığını sürekli hatırlıyordum.
Uçak hurdaları ve beklenmedik fotoğraf isteği
Bir bölümde düşmüş ve parçalanmış uçakların kalıntılarını gördük. Gövde parçaları, motorlar ve farklı uçaklardan kalan bölümler bir araya getirilmişti. B-52 ile ilgili sergi kısmı da dikkatimi çekti. Dışarıdan bir yığın gibi görünen parçalara yaklaştıkça, malzemenin ve yapının ayrıntıları daha belirgin oluyordu.
Kalıntıların arka tarafına geçince panelleri ve bal peteği gibi iç yapıları görebildik. Arkadaşım, parçaların bir demir sütuna sabitlendiğini gösterdi. Teknik detaylara merak duyduğum için bu bölümde biraz oyalandım. Bir makinenin bütün halini görmekle, iç yapısı açığa çıkmış parçasına bakmak farklı şeyler anlatıyor.
Sonra çok farklı bir an yaşandı: birkaç ziyaretçi bizimle fotoğraf çektirmek istedi. Sarı şapkalı beylerle bir uçağın önünde fotoğraf çektirdik. Neden böyle bir ilgi olduğunu anlamadım. Onur daha önce kendisiyle de fotoğraf çekilmek istendiğini söylemişti; bu kez ben de gördüm. Günün teknik ve ağır atmosferi içinde, beklenmedik ve neşeli bir karşılaşma oldu.

Hoa Lo’da araçlardan insan hikâyelerine geçtik
Müzeden sonra Hoa Lo Hapishanesi’ne gittik. Girişte bilet aldık ve serginin başlangıcından ilerledik. Açık alandaki büyük araçlardan çıkıp hapishanenin iç düzenine bakmak, günün hissini değiştirdi. Burada dikkatimi makinelerden çok insanların hangi şartlarda tutulduğu çekti.
Hapishanenin minyatürü, çizimler, eski kilit mekanizmaları ve siyasi tutukluların kıyafetleri vardı. Kapılardaki ağır kilitlere özellikle baktım. Her ayrıntı, buranın yalnızca bir yapı değil, dışarı çıkmanın engellendiği bir düzen olduğunu hatırlatıyordu. Bazı bölümler oldukça kalabalıktı; sergide ilerlerken hem okuyup hem görüntü almaya çalışıyordum.
Açık tuvalet düzeni ve ayakları prangalanmış insanları gösteren canlandırma beni etkiledi. Gördüğüm koşullar kötüydü. Hapishane gezisini bir bina turu gibi düşünemiyorsunuz; sergideki düzen, insanların günlük yaşamını ve hareketlerinin nasıl kısıtlandığını anlamanıza yöneltiyor.
Dar kaçış yolu ve içerideki mücadele
Kaçışları anlatan bölümde dar bir geçide baktım. Önce birkaç kişinin buradan kaçıp yeniden mücadeleye katıldığını okudum; sonra başka panolarda daha geniş bir kaçış anlatımıyla karşılaştım. O an tam sayılardan çok, geçidin boyutu aklımda kaldı. Böyle dar bir yerden geçebilmek bile başlı başına zor görünüyordu.
Kazı ve kaçışta kullanılan basit araçlardan söz ediliyordu. Demir tavalarla böyle bir yol açıldığını okumak, sergideki gündelik eşyaları başka bir anlamla görmeme neden oldu. Kısıtlı imkânlarla kaçmaya çalışan insanların azmini düşünüyordum.
Bu bölümde tarih bilgisi ile kişisel izlenim birbirine karışabiliyor. Ben gördüklerime kendi şaşkınlığımla tepki verdim. Hoa Lo’yu anlatırken en çok hatırladığım şey, kilitler, prangalar, dar alanlar ve bütün bunların arasında bir çıkış arayan insanların hikâyesi oldu.
Ho Chi Minh Mozolesi’nde ekipman nedeniyle geri döndüm
Sonraki hedefimiz Ho Chi Minh Mozolesi’ydi. İlk bırakıldığımız yerden girişe kadar epey yürümemiz gerekti. Doğru girişe gelince sıra da vardı. Ben içeri geçmek için beklerken bir görevli ekipmanımı kontrol etti.
Kamerayı alabileceğim, ama mikrofon ve tripodu içeri sokamayacağım söylendi. Çantama koyup geçmeyi önerdim; buna da izin verilmedi. Bu yüzden o ziyareti gerçekleştiremedim. Oraya gitmiş ve girişe kadar gelmiş olmam, mozolenin içini gördüğüm anlamına gelmiyor.
Hanoi’nin önemli bir durağını kaçırmak üzdü, fakat o anda koşul böyleydi. Birkaç gündür çok yer görmüştük; bu da günün tamamlanamayan hedefi olarak kaldı. Çekim malzemeleri geziyi kaydetmeme yardım ederken, kimi girişlerde hareket alanımı daraltabiliyordu.
Train Street: şehir hayatının içinden geçen tren
Mozole girişinden sonra yeniden Grab çağırıp tren yolunun olduğu bölgeye gittim. Yine yoğun saate denk gelmiştik; bu nedenle motosikletle ilerledim. Train Street’e gelince atmosfer bir anda değişti. Tarih sergilerinden, rayların çevresinde kurulan gündelik hayata geçmiştik.
Dar sokakta raylar boyunca mekânlar uzanıyordu. İnsanlar oturup trenin geçmesini bekliyordu. Trenin geleceği zaman çevrenin toparlanıp sonra yeniden günlük düzene dönmesi çok farklı bir görüntüydü. Vlogun sonunda trenin insanların bulunduğu bu alanın içinden geçişini kaydettim.
O gün bana söylenen sefer sıklığını bugün kesin bir tren saati olarak vermiyorum. Burası faal bir demiryolu; ziyaret ve yaklaşma koşulları da yerinde değişebiliyor. Benim görüntülerim o gün gördüğüm anı anlatıyor. Bir sonraki gezi için güncel yönlendirmelere uymak ve rayların üzerinde fotoğraf planlamamak gerekiyor. Hanoi’den kalan bu kare, şehrin tarihinin ve günlük hayatının ne kadar yakın durabildiğini gösterdi.
KENDİ KAMERAMDAN
Bu rotadan fotoğraflar
Bu yolculuk sırasında kendi kameramla çektiğim kareler.
Bu yolculuktan bana kalanlar
- Askerî müzede bütün araçları yalnızca görüntüsünden tanımak mümkün değildi; etiketi olan yerde bilgiyi oradan okudum.
- Müze, Hoa Lo ve mozole çevresini aynı güne koyunca hem yürüyüş hem ulaşım oldukça arttı.
- Mozole girişinde mikrofon ve tripod nedeniyle geri döndüm; çekim ekipmanı için giriş koşullarını önceden öğrenmek işe yarayabilirdi.
- Train Street’te o gün treni gördüm; aynı görüntüyü her gün aynı saatte görebileceğiniz varsayılmamalı.
Rotaya ek bilgiler
Kaynak kontrolü: 6 Ekim 2026
Hoa Lo yalnızca savaş esirleriyle başlamıyor
Müzenin resmî tarih sayfasına göre Hoa Lo 1896’da Fransız yönetimi tarafından inşa edildi. Alan daha önce seramik üretimiyle bilinen bir köyün parçasıydı; Hoa Lo adı da fırınla ilişkilendiriliyor. Bu geçmiş, gezerken gördüğüm siyasi mahkûm bölümlerini yalnızca Vietnam Savaşı dönemine indirgememek gerektiğini gösteriyor.
Kaynak: Hoa Lo Prison — kuruluş tarihiBu yolculuğu bir de izle.
YouTube’da açBu günlüğün hikâyesi kendi seyahat vloguma dayanıyor. Yolculuğun görüntüleri, sohbetler ve ortamın sesi videoda.


