Hong Kong yolculuğu benim için yalnızca uçaktan inince başlamadı. İstanbul Havalimanı’nda yemek aramaktan uçuş kapısına yürümeye, uzun uçuşta uyumaktan Hong Kong’daki ilk metro aktarmasını çözmeye kadar, varışın öncesi de başlı başına bir gezi günlüğüne dönüştü.
İstanbul Havalimanı’nda kapı açıklanana kadar
İstanbul’dan Hong Kong’a doğrudan, yaklaşık on saatlik bir uçuş yapacaktım. Dış hatlar terminalindeydim ve kapı bilgisi henüz açıklanmamıştı. Bu yüzden terminalin çok uzak bir ucuna gitmeden, orta taraflarda oyalanmaya çalıştım. Böyle büyük bir yerde hangi kapıdan uçacağınızı öğrenmeden yürümeye başlamak, sonrasında uzun bir geri dönüş anlamına gelebiliyor.
Mağazaların ve duty free alanının çevresini dolaştım. Parfüm, çikolata, çeşitli atıştırmalıklar ve elektronik ürünler vardı. Terminal güzel görünüyordu; ama burada alışverişle günlük bütçeyi aynı şeymiş gibi düşünmek kolay değildi. Yemek ararken farklı fiyatlara rastladım. Videoda da, göze güzel gelen terminalin içinde bir şey alırken fiyatına ayrıca bakmak gerektiğini anlattım.
Kapılara gidiş sürelerini gösteren panoya özellikle baktım. Yakındaki A kapıları için daha kısa, uzak F kapıları için yaklaşık yirmi dakikaya varan süreler görünüyordu. Bu tabelalar oyalandığım yerle biniş kapısı arasındaki mesafeyi anlamama yardım etti. “Kapı açıldı, hemen giderim” düşüncesi burada her zaman küçük bir yürüyüş anlamına gelmiyor.
Uzun uçuş öncesi yemek arayışı
Karnım çok acıkmıştı. On saatlik yolculuğa aç başlamak istemiyordum; uçakta verilen yemek de beni her zaman yeterince doyurmuyordu. Tanıdığım bir fast food seçeneği aradım, bir görevliye sordum ve sonunda yemek katına giden yürüyen merdiveni bulabildim. Terminalin içinde bir yer ararken kapı bilgisini de gözden kaçırmamaya çalışıyordum.
Popeyes’tan bir tavuk burger menüsü aldım. Menüyü büyütmeden ve ekstra bir şey istemeden 390 lira ödedim. Videoda tarihi özellikle söyledim: 20 Nisan 2023, gece yarısına yakın. Bugün bu tutarla aynı menünün alınabileceğini anlatmıyorum; bu, o yolculuğun fiyat notu. Benim için o gün, sıradan bir menüye havalimanında ne kadar bütçe ayırdığımı gösteriyordu.
Oturma alanlarında prizler dikkatimi çekti. Daha önce gördüğüm ücretsiz içme suyu noktaları ve terminalin internet imkânı da uzun beklemelerde aklımda olan şeylerdi. Telefonla rota bakacak, çekim yapacak ve bilet bilgilerini takip edecektim. Uçuş öncesinde biraz şarj toplamak, varıştan sonraki ilk saatler için de hazırlıktı.
F18’e neredeyse koşarak gittim
Saat ilerledikçe terminal kalabalıklaştı. Kamerayla insanların arasından geçmek bile zorlaşmıştı. Biraz uykusuz ve yorgundum; uzun uçuşta uyuyabilmek için önceki günü özellikle az uykuyla geçirmiştim. Etrafta dolaşırken bunun yorgunluğunu da hissettim.
Kapı açıklanınca F18’e yöneldim. Hızlı ve tempolu yürüdüm; neredeyse koşarak gittim. Kendi tuttuğum süre yaklaşık 14 dakikaydı. Normal bir yürüyüş temposunda daha uzun sürebileceğini de o anda gördüm. Havalimanına zamanında gelmek kadar, terminal içinde kapıya zamanında ulaşmak da ayrı bir işmiş.
Uçuşta rötar da vardı. Yine de kapıya yerleşince telaşım azaldı. Pasaport kontrolü ve biniş işlemlerinden sonra uçağa geçtim. Görevlilerle bayramlaşarak ilerledim. Bu küçük konuşmalar, yolculuğun bütün o kalabalık ve acele içindeki daha insani anları olarak görüntülere girdi.
Cam kenarı istemiştim, boş üçlü koltuk daha rahat geldi
Başta cam kenarı koltuk istemiştim; koltuk numaram 48K’ydı. Ancak uçakta yanımda biri olunca, ortadaki boş üçlü koltukları görünce oraya geçtim. Uzun bir yolculukta biraz yayılabilmek daha rahat geldi. Çantamı ve eşyalarımı düzenledim, sonra da uykusuzluğun etkisiyle büyük bölümünü uyuyarak geçirdim.
Kalkış sonrası yemeğin bir kısmını yiyip uyumuştum. Uyandığımda Çin topraklarının üzerindeydik ve inişe yaklaşmıştık. Yaklaşık sekiz saat boyunca neredeyse aralıksız uyuduğumu fark ettim. Kabin görevlileri de yardımcı oldu; kendime gelip bir şeyler yedikten sonra kemerimi bağlayıp inişi bekledim.
Böyle bir uçuşun her dakikasını kameraya konuşarak geçirmedim. Bazen yolun en gerçek hali, kendinizi koltuğa bırakıp saatlerce uyumak oluyor. Hong Kong’a indiğimde, uçuşu çok uzun ve yorucu hissetmemiş olmamın nedeni de buydu. Asıl hareketlilik, kalacağım yere ulaşmaya çalışırken başlayacaktı.
Pasaport, para ve şehir merkezine gitme kararı
İndiğimizde akşam olmuştu. Immigration tabelalarını takip ettim. O ziyaretimde pasaporttan sorunsuz geçtim; bana Covid testi ya da aşı belgesi sorulmadı. Bu, Nisan 2023’te benim yaptığım girişin anlatımı. Başka bir seyahatin giriş şartları için bu anıya dayanarak hazırlık yapılmamalı.
Pasaporttan sonra turist bilgilendirme noktasından yardım aldım, paramı çevirdim ve şehir merkezine ulaşım seçeneklerine baktım. Tren, otobüs ve taksi vardı. Ben genellikle böyle bir yerde taksi yerine toplu taşımayı tercih ediyorum. O akşam hızlı tren, yani Airport Express seçeneğine yöneldim.
Fiyat konuşulurken 115 Hong Kong doları gibi bir tutar aklıma takıldı; kur karşılığını ilk anda karıştırınca ne kadar ödediğimi anlamak için tekrar düşündüm. Uçaktan yeni inmiş, farklı para birimine geçmiş ve bir yandan da yol bulmaya çalışıyordum. Bu ilk dakikalarda acele karar verirken hesap kısmını atlamamak gerektiğini bir kez daha gördüm.
Trene bindim ama bilet nerede okutuluyordu?
Bileti aldıktan sonra havalimanından çıkıp yeniden içeri girmek istedim. Çıkış tabelalarını aradım; taksi ve tren yönleri arasında gidip geldim. Aradığım çıkışı hemen anlayamayınca sonunda bu fikirden vazgeçip trene geçtim. Zaten şehir merkezine gidince dışarıda olacaktım.
Tren bölümüne geçerken alıştığım şekilde bir turnike görmedim. Biletimi nereye okutacağımı da anlayamadım. Trene binince bu defa içeride kontrol olur mu diye düşündüm. Görevli gelip sormayınca, bunun nasıl çalıştığını daha da merak ettim. Sonunda Hong Kong Station’da çıkışta kartı okutunca sistemin o bölümünü anladım.
Yolculuk rahattı. Oturduğum yönün trenin gidişiyle aynı olmasını umuyordum; ters yönde seyahat etmeyi sevmiyorum. Kowloon tarafını geçip Hong Kong adasına yaklaştık. Kalacağım hostel ada tarafındaydı. İlk tren yolculuğu bitmişti ama şimdi normal metro hattına aktarma yapmam gerekiyordu.
Octopus kartı ve bitmeyen istasyon yürüyüşü
Şehir içi ulaşım için Octopus kart aldım. Kart için 200 Hong Kong doları ödedim ve turnikede yaklaşık 150 dolarlık bakiye gördüm. İçine ne kadar yüklemem gerektiğini ilk anda tam kestirememiştim. Sonraki metro yolculuğunda 5,6 Hong Kong doları çekilince, kısa bir ziyaret için bakiyeyi oldukça yüksek tuttuğumu düşündüm.
Island Line’a ulaşmak için farklı katlara ve asansörlere yöneldim. Bir seferinde yanlış asansöre binip geri dönmem gerekti. Tabelalar vardı, ama uzun uçuş sonrası ilk kez gördüğüm istasyonda hepsini hemen anlamak kolay değildi. Metro koridorları geniş ve temizdi; küçük mağazalar da vardı. Fakat bağlantılar arasında yürüyüş düşündüğümden uzun sürdü.
Bu sırada internetin ne kadar işime yaradığını tekrar hissettim. Google Maps’ten hattı, yönü ve hangi çıkışı kullanmam gerektiğini kontrol ediyordum. İlk Güney Kore seyahatimde kâğıt haritalarla uğraştığım günleri hatırladım. Bu akşam telefonun elimde olması, yabancı dildeki tabelalara rağmen güzergâhı adım adım çözmemi kolaylaştırdı.
Hostelin çevresi beklediğimden daha canlıydı
Causeway Bay tarafında metrodan çıkınca çevre beni sevindirdi. Sokaklar ışıl ışıldı; çift katlı otobüsler, müzik ve hareketlilik vardı. Kalacağım hostelin böyle canlı bir çevrede olduğunu daha önce tam fark etmemiştim. Uzun ulaşım uğraşından sonra, kapının dışındaki bu enerji güzel geldi.
Bir yandan çevreye bakmak, bir yandan check-in saatini kaçırmadan hostele ulaşmak istiyordum. Haritayı birkaç kez açıp sokağı ve dönüşü kontrol ettim. Çantayı bırakıp tekrar dışarı çıkma düşüncesi de vardı. Başta gece pazarına daha erken gitmeyi planlamıştım; ama saat yaklaşık dokuza gelmişti. Önce yerleşip sonra yeniden karar vermem gerekiyordu.
Karnım da tekrar acıkmıştı. Tanıdığım yemek seçeneklerini ararken suşi yerleri ve farklı restoranlar gördüm. Yeni bir şehirde her şeyi aynı anda keşfetmeye çalışmak yerine, o akşam basit ihtiyaçları çözerek ilerledim. İstanbul’daki kapı yürüyüşüyle başlayıp Hong Kong’un ışıklı sokaklarına uzanan yolculuk, daha ilk günden hikâyenin önemli bir bölümünü doldurmuştu.
KENDİ KAMERAMDAN
Bu rotadan fotoğraflar
Bu yolculuk sırasında kendi kameramla çektiğim kareler.
Bu yolculuktan bana kalanlar
- İstanbul’da uzak kapıya yürüyüş için ayrıca zaman ayırdım; F18’e hızlı tempoda bile yaklaşık 14 dakikada ulaştım.
- Varışta hostel adresini, metro hattını ve çıkışını telefondan kontrol etmek işimi çok kolaylaştırdı.
- Yeni para biriminde ilk ulaşım alışverişini yaparken tutarı ve karta yüklenen bakiyeyi ayrı ayrı anlamak gerekiyor.
- Akşam varışında gece pazarı gibi ek planlardan önce konaklamaya ulaşmak, yemek ve şarj işini çözmek daha rahat oldu.
Vlogdaki bütçe notları
Seyahat sırasında ödediğim veya gördüğüm tutarlar. Fiyatlar, kur ve ürün seçenekleri zamana göre değişir.
| Kalem | Tutar | Ayrıntı |
|---|---|---|
| İstanbul Havalimanı tavuk burger menüsü | 390 TL | 20 Nisan 2023 |
| Octopus kartı için ödediğim tutar | 200 HKD | Turnikede görülen bakiye yaklaşık 150 HKD |
| Şehir içi metro yolculuğu | 5,6 HKD | Bu vlogdaki Island Line yolculuğu |
Rotaya ek bilgiler
Kaynak kontrolü: 6 Ekim 2026
Airport Express’te tren süresi ve kapıdan kapıya süre
MTR’nin resmî bilgisinde havalimanı ile şehir arasındaki Airport Express yolculuğu 24 dakika kadar kısa sürebiliyor. Bu süre, metro bağlantısına yürümeyi ve hostele ulaşmayı kapsamıyor. Benim ilk akşamımda tam da bu bağlantılar ek zaman aldı. Güncel istasyonlar ve sefer bilgileri MTR sayfasında bulunuyor.
Kaynak: MTR — Airport Express ServicesBu yolculuğu bir de izle.
YouTube’da açBu günlüğün hikâyesi kendi seyahat vloguma dayanıyor. Yolculuğun görüntüleri, sohbetler ve ortamın sesi videoda.



